Bugun...


Tolga Daver

facebook-paylas
ARAMAYI BULMAK
Tarih: 18-01-2021 18:08:00 Güncelleme: 18-01-2021 18:08:00


Arıyorum demek için kaybetmişlik gerekebilir. Ki insan; yitirdiğinin özlemini çeken eklektik bir zincirin en kavi halkası ve hem de en cılız halkasıdır. Kaybederken zaafiyet göstermiştir demiyorum. Ama kayıplar zayıf kılar ve aramak, bulmak, güçlenmek ihtiyacı doğurur. Dünya hayatı dediğimiz bu ölümlü zemin de bizim kayıplı başlangıcımızın araştırma sahasıdır. Sen de arıyorsun biliyorum. Herkes arıyor. Kayıplarımızın çeşitliliği, arama eyleminde tekleşiyor. En sıkı ilişkiler de ararken buluşanlar arasında kuruluyor bu yüzden. Yüzüğünü düşürenle cüzdanını düşürenin denizi aynı. Bulmak için açıldığımız bu denize önce kaybetmek için girdik. Yüzüğünü arayan bir cüzdan buldu, cüzdanını arayan bir yüzük... Eksiğimizi tamamlamayan bir şey bulduk diye bulmamış da sayılmayız. Ötekinin yitiğini buldun ve artık kaybedilen şey öteki için denizde değil, sende. Eylemdaşlığımız birleştirir bazen bizi. Ve artık sen ötekinin denizisin. Kayıbının mateminden müjdeci olmanın keyfiyetine terfi etmelisin artık. Hem sen, onun için kaybetmişsindir belki, kim bilir. Hem “bizim” dediğimiz onca şey, bizi kalabalıklaştıran birer halüsinasyondur belki de. Her sabah kalktığımız yatağımızda bile kalmıyorken sıcaklığımız ve her gece aynı soğuklukla karşılıyorken bizi yastıklarımız; objelerden, metalardan, cebimizdekilerden, içimizdekilerden tutun da dışımızdakilere kadar her şeyden hicret etme zamanı gelmiş olabilir. Görmek için gömülmek gerekmiyor. Nefesimiz, bakışımız, çıktığımız yollar ve attığımız adımlar bile bizim değilken, kayıplarımız nasıl bizim olabilir ki? Bulmak dediğimiz metafor, arama eyleminin bir pekiştirecidir belki. Ya da ruhumuz bir oyun oynamıştır nefsimize (hep nefs oynamaz ya) ve armak gibi bereketli, insani, münzevi bir ihtiyacı cezbedici kılmıştır nefse. Nefs ki, ucunda işine yaramayan bir şey olan yollara çıkmaz. Nefs ki, işe yarar yolları kendine yakıştırmaz. Nefs ki, zalim bir iştahla ısıramayacağı lokmalara ağzının suyunu akıtmaz. Eğer ey ruh; sen bu oyunu yutturabildiysen nefse, sen de öğrenmişsin demektir cenk meydanında nasıl durulacağını. Ve bu aramak keyfine erebilirsek bizler, bulduğumuzda da sevinemeyiz. Buldukça arama hevesimiz artar. İnsan kavuştukça uzaklaşmıyor mu zaten, insan kazandıkça kaybetmiyor mu, biriktirdiklerimiz yüzünden eksilmedik mi binlerce yıldır? Bu zemine ayak bastığımız günden beri; Adem'in Havva'yı, Hacer'in suyu, Yakup'un Yusuf'u, Hira'daki Emin'in hakikati aradığı gibi biz de kendi sebebimizi aramadık mı? Herkes yıkıldığı yerden kalkmıyor mu ayağa? Hepimiz bir yerden gelmişken aynı yere, bu ayrı ayrı arayışlarımıza anlam verebildik mi peki? Aranan aynı değil gibi görünse de aramak aynı. Yani cüzdan, yani yüzük birer sebep. Hepimiz; düştüğümüz bu topraklarda üzerimizi kirleten çamurdan arınmakla başladık aramaya. Önce suyu aradık, sonra çamurumuzu akıtacak ve sonra da kurutacaktık düşme izlerimizi. Suyu aradık, sonra güneşi. Hepimiz aynı denizde, suyu ararken buluştuk zaten. Çamurlarımız akarken sicim sicim üzerlerimizden, birbirimizi tanımaya başladık. Yüzlerimiz, ellerimiz, derdimiz ne kadar da benziyordu. Tek renk oluverdik birdenbire. Şimdi hepimiz neyi kaybettiğimizi değil ama neyi bulduğumuzu biliyoruz. Sıra güneşi bulmaya geldi. Ve sanırım aynı suda buluşan bizler, aynı güneşte kurutamazsak renklerimizi, tekrar dönsek bile denize, değiştiremeyeceğiz bir şeyleri. Islak lekeler kolay çıkar, kurumuş lekeler ise inatçıdır. Aramak arınmak olmasın sakın?



Bu yazı 151 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI