Bugun...


Nejla Bilgin

facebook-paylas
CANINIZ ÇOK SIKILACAK
Tarih: 06-05-2020 13:56:00 Güncelleme: 06-05-2020 13:56:00


Nerdedeyse uzun yıllardır mahkum hayatı yaşıyorum, sokakları sevmem, üstü açık mekanlardan adeta nefret ederim. Kapalı mekanlar ile loş ışıkların kadınıyım, bulunduğum mekanlarda kırmızı kadifenin üzerinde parlayan inci tanesi gibi sadece ışıldayan ben olmalıyım. Sokaklar artık bana yabancı, bu şehir benim doğup büyüdüğüm şehir değil, yabancı hissediyorum kendimi. Ne ara bu kadar büyüdü, kalabalık oldu şehirler?

Yukarıdaki cümle uzun bir sohbetten sadece bir kesit, yaşı bir asıra yaklaşan bir kadının düşünceleri. Akşam kahvelerimizi içerken lafın lafı açtığı çoğunlukla eski yıllara uzanan özlemin anlatıldığı, günümüzün küçümsendiği, gelecek günlerin de umutsuz kabul edildiği anlardan biri.

Hayattan yaş aldıkça kadınlar anılarına daha bir sıkıca sarılıyor, eskiden çekilen eza, cefa bile çok keyifliymiş gibi anlatılıyor. İletişim çağındaki hız hepimizin başını döndürmüş durumda, Çin’de grip olan birisi hapşırsa dünyanın diğer ucundaki bir insan çok yaşa diyebiliyor. Sadece bilgiler değil insanlar, diğer canlılar hatta gözle görünmeyen virüsler bile hızla dünyaya yayılıyor.

Dünyada kontrolsüz bir şekilde artan insan nüfusuna rağmen diğer canlılara yaşama hakkı tanımayan insan sebebiyle azalma var. Betona aşık insan cinsi dağı, taşı, ovayı, yaylayı, dere yatağını betona çevirmek telaşında. Hayat duruyor beton aşkı durmuyor insanın, en büyük, en geniş, en yüksek binayı dikebilmek İçin ciddi bir yarış var. O kadar çok en adı altında ne varsa sahip olmak İçin çabalıyor ki insan durup düşünmeden anlamıyor neyin içinde olduğunu.

Hiç ihtiyacın olmayan ne varsa en... diye satın alıyor düşünmeyen. En yeni, ev, otomobil, telefon, giysi vs. Gerçekte kimsenin en olana ihtiyacı yok, hatta yaşamak İçin en gerekli değil, en moda olanın para tuzağının adı.

İçinde yaşamadığı, gereksiz büyüklükte bir evi alan, şehrin en göbeğinde yaşayan hayatının hiçbir dönemimde yayla görmemiş birisi devasa dört çekerli araç alıyor. Sebebi para bende, ben paralıyım bana ona göre davranın psikolojisi. Onun suçu yok aslında ona öğretilen, kabul görülen şekil bu. Paran yoksa bir hiçsin diyorlar ona aslında... O da bunun gizliden gizliye farkında belkide bu sebeple bu kadar saldırgan insana ve doğaya karşı, içgüdüsel olarak yaşama savaşı veriyor.

Birgün geldi bir virüs haberi yayıldı dünyada, önce Çin’de başlayan salgın dünyada kabul görmedi, Çin’de başladıysa Çin’de biter diye düşünüldü. Sarı ırkın hastalığı beyaz ırkı etkilemez sanıldı, ten rengine göre üstünlük de hala söz konusu dünyada.
Oysa o virüs ne bela bir şeydi ki veba gibi yayıldı tüm dünyaya, devleti yönetenlerden, ünlülerden, zenginlerden de virüse yakalanan olunca şaşırdı zengin olan. Demek ki en olan neye sahipsen seni o enler korumuyormuş.

Temizlik kuralları anlatılmaya başlandı her saat başı, oysa bizde misafir gelince kolonya ikram edilir ilk baştan meğer bizim büyüklerimiz misafiri dezenfekte ediyormuş çaktırmadan nezaketle. Ayakkabı ile eve girilmez bizde, sokağın kiri, pası, mikrobu eve taşınmaz, en yoksul evde bile ayakkabılık vardır, dışarıdan gelince sokak ayakkabısı konulur oraya, ev terliği veya ev ayakkabısı giyilir. Bizim insanımız dışında misafir terliği bulunduran var mı bilemem.

Sebzeler yıkansın deniliyor, bizde tüm sebzeler yıkanmadan, sirkeli, karbonatlı suda bekletilmeden tüketilmez. Bunlar eskiden beri ninelerimizden öğrendiğimiz mutfak kültürü. Temizlik sirkesi olan beyaz sirke ile biz tanışalı kim bilir kaç asır oldu. Beyaz sabun, Arap sabunu ile zeytinyağlı sabun kullandık senelerce.

Sonra bizim nesil birden değişti, kolonya adeta unutuldu hatta kolonya kullanılan küçümsendi, eve ayakkabı ile girmek moda oldu, tırnak ojesi bozulmasın diye sabunla elini yıkamamaya başladı kadınlar, kadınlar tuvaletinde işyerinde ve dışarıdaki kadın tuvaletlerinde parfüm kokulu kadınların tuvaletten çıkınca elini yıkamadan çıktığını şaşkınlıkla gördük. Bunların elinden kabuklu yemiş bile yenmez diye düşündük.

Şimdi ise bir virüs ile insanlar ölüm korkusundan su, sabun, kolonya, sirke, karbonat, doğal yapımlı sabun ve deterjana dönmeye başladı. Evler, eller, beden daha bir temiz olmak konumunda.

Sosyal mesafe farklı bir durum onu başka yazımda yazacağım, insanlar fiziksel mesafe olarak birbirinden uzak kalmaya dikkat ediyor. Ölüm korkusu söz konusu olunca büyük çoğunluk ağzında maske, elinde eldiven, mümkün olduğunca diğer insanlardan uzak kalmaya çabalıyor. Artık en olan ne varsa moda değil artık, gereksiz ne varsa hayatımızdan çıktı. Açgözlülükten saldırdığımız ne varsa hiç ihtiyacımız yokmuş anladık.
Kitap okumaya başladı büyük bir kesim evde olduğu sürece, evini, ailesini, kendisini, nereden nereye gittiğini düşünmeye başladı. Hatta işsizlik, parasızlık sonucunda açlık durumunu konuşmaya başladık. Oysa açlık sadece Afrika’ya özgü sanmıştık biz.

Sadece durmayan tek sektör inşaat sektörü bu durgun günlerde, hala toprağa beton dikmeye çabalıyor bir kesim. Oysa doğaya, yeşile, ihtiyacımız kadarına gereksinim var, aksi halde gün gelecek doğanın dengesi bozulduğu İçin su yatakları yönünü bulamayacak barajlar susuz kalacak, ağaçlar olmadığı İçin ya sel olacak ya da kuraklık. O zaman bilmem kaçıncı kattaki ucûbe gökdelenden bakıp sadece beton yığınını görüp çok çanınız sıkılacak, belki de sıkıntıdan öleceksiniz. Her bela ders alana büyük bir bilgi kaynağı sağlar, bireysel menfaatleri bırakıp koskoca dünyada büyük bir kabile olduğumuzu öğrenmenin zamanı...



Bu yazı 750 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI