Bugun...


Baha Küçükoğlu

facebook-paylas
ÖNCE EKMEĞİMİZİ BOZDULAR...
Tarih: 16-09-2019 00:19:00 Güncelleme: 16-09-2019 00:19:00


Emperyalist düzenin İşgal ordularının askerleri 7/24 burnumuzun dibinde olup ,kesintisiz bir şekilde geçmişten günümüze değin saldırısı altındayız.

Evet bu asgari birliklerin mensubu beyaz un , kötü karbonhidratlı gıdalar ve genetiği değiştirilmiş sebze ve meyveler…

Konuyu genişletip açtığımızda tam buğday eski adıyla kara buğday unundan yapılan ürünler hakkında B1,B6, B9 (folik asit) vitaminleri ,omega 3 ve omega 9 şeklinde teknik ayrıntılarına girmeksizin doğrudan anlaşılacak şekilde , yüksek lif içeriğiyle sindirimi ve emilimi yavaşlatan, kan şekerinin hızla yükselmesine engel olan, ayrıca vitamin, mineral ve diğer besin öğeleri açısından beyaz ekmeğe göre çok daha zengin olan bir temel gıda ürünümüzdür.

Diğer tarafta ise neredeyse hiç lif içermeyen ,kan şekerinin hızlı yükselmesine, insülin direncinin artmasına ve fazla şekerin vücutta yağa dönüşmesine sebep endüstriyel beyaz un ve beyaz ekmek bulunmakta olup Türkiye’nin kendisi ile tanışması ise altını çizerek vurgulamak isterim ki 1948 yılındaki Marshall yardımı ile olmuştur.

Çocukluğumuz da Ankara’da yaşayıp yaz aylarında köye geldiğimizde , köy ortamından etkilemiş olacağız ki dedemiz şehre giderken bir şey istiyor musun dediğinde, çocuğun ruhuna hitap eden çikolata oyuncak vb harici yerel aksanla ‘’şeğer ekmeği götür’’ yani beyaz unlu şehir ekmeği dediğimizi iyi hatırlıyorum. 1948’lerde başlayan bu furya sonucu o gün ki çocukluğumuza değin gelişi ve yine ortamlarda konuşmalar ve bunun sonucu etkilenmelerden olacak ki , başkentte yaşamış olmamıza rağmen ,yerel aksanla "şeğer ekmeği" demişiz ve dedemizden onu istemişiz , sanki hiç şehir de yaşamamışcasına ve beyaz un içerikli şehir ekmeğini çok nadir tatmışcasına …

Günümüz gençliğe ışık olacağını düşünerek ve yine hatırlayanlarımız da olacağını üzere , o dönemler zenginlik ve statü göstergesi olan olarak kabul edilip köylüler bile , evlerine dönerken hediye diye bu beyaz undan yapılan beyaz ekmeği , yaygın adıyla francala (içinde kepek bulunmayan, çıtır kabuklu içi kar gibi beyaz ekmek türü. ) aldılar, tam buğday unundan yapılmış köy ekmeklerini ise geri plana atarak.

Olayları biraz daha geriden aldığımızda ise Osmanlı Devleti'nin son yüz yılı dahil olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti'nin gıda politikasını Emperyalistler dizayn ettiğinden beri zihinsel ve bedensel olarak sağlam ve/veya sağlıklı bir gençlik maalesef yetişmiyor.

Ve yine asıl sorunun kaynağına ise hiç inilmeden, tartışılmadan…

Bu ülkede bir milli mesele , bir beka sorunu varsa en önemli kısmını, gıda ürünlerimizin dahi 3.şahıslar tarafından yönetil/yönlendiril/mesidir.

Çünkü beyin kapasitesi 4 yaşına kadar protein ağırlıklı beslenme (Yeterli Anne sütü, Et, Süt ürünleri, Yumurta, Balık ve Baklagiller ) ile belirlenir ve bu yaştan sonraki beslenme 2. Derecede önemdedir ve gelişimi tamamlar ancak zeka düzeyini arttırmayacaktır.

Şöyle basit ve kısa beyin jimnastiği yapacak olursak,

Türkiye'de protein bazlı ürünler pahalı iken karbonhidratlı ürünler neden daha ucuz sorusunun cevabını hiç aradık mı.?

Ezcümle, tüketimi çok ciddi olan 330 ml Kola %100 Karbonhidrat ve 0 yağ ve 0 protein içerir iken , en büyük protein bazlı ürün olan kuzu ve sığır etini Türkiye'de kaç kişi yiyebiliyor?

Hayvancılık neden bitirildi?

Çok iyi hatırlayanlarımız olacaktır,70'li yıllarda da margarin furyası esmiş , sözde tereyağın zararları gündeme getirilmişti.

Zararlı diyerek kötülenen tereyağına karşı margarinlerin piyasada revaşı sağlanmış ve devamında ise son zamanlarda da özellikte tereyağı çok ciddi zamlanarak ultra lüks gıda ürünü yapılması sonucu alım gücünün zorlaştırılması neyin sonucudur?

Mevzuyu biraz daha irdelediğimizde ise Türkçe'de kavramsal olarak, yapıtaşı değiştirilmiş, kısırlaştırılmış bitki tohumları anlamına gelen “hibrit”, çeşitli sebze tohumlarının genetik olarak modifiye edilmesi sonucu (kırılmasıyla, melezleştirilmesiyle) elde edilerek,

Türkiye’de özellikle 1960 yılların başından itibaren yoğun olarak devreye girmiştir.

Bu tohumlardan oluşan ürünlerden tohum elde edilmesi mümkün olmamakla beraber , Hibrit tohumlar genleri değiştirilen tohumlardan mamul olduğu için insan sağlığına zararları ise tartışmasız gerçeklerdir.

Bir bütün olarak kavramları bir araya getirip birleştirdiğimiz de varılan sonuç ise , Emperyalist gıda tekelleri çıkarları gereği bu memleketin insanlığını yavaş yavaş yok ederken, silahsız işgali somut olarak ortada iken Türkiye Cumhuriyeti'nde milli bir gıda politikası olmadan ayakta durması, ilerlemesi, kalkınması ne derece mantıklıdır?



Bu yazı 2291 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI