Bugun...



SANCAKTAROĞLU,

ÖGRETMENLİK MESLEĞİ DAHA FAZLA ÖRSELENMESİN, ŞİDDETE ÇÖZÜM ÖTELENMESİN

facebook-paylas
Güncelleme: 23-11-2019 14:50:32 Tarih: 23-11-2019 14:34

SANCAKTAROĞLU,

Öğretmenlik mesleği daha fazla örselenmesin, şiddete çözüm ötelenmesin
Değerli basın mensupları,
Eğitimciye şiddete dur demek, sesimizi yetkililere duyurmak, çözüm bulma iradesini harekete
geçirmek için bir araya gelmiş bulunmaktayız.
Gündemimiz net, hedefimiz tektir. Eğitimciler olarak sesimizin duyulmasını, mesajlarımızın
alınmasını, şiddete çözümün artık ertelenmemesini, mesleğimizin daha fazla örselenmemesini
istiyoruz.
Şiddet, her geçen gün sayı olarak da yoğunluk olarak da artıyor, farklı faillerle yeni kulvarlar
buluyor, en uzağında olması gereken yerlere bile giriyor; toplumsal bağlarımızı çözüyor,
geleceğimizi karartıyor.
Toplumsal değerlerimiz erozyona uğruyor, insana saygı azalıyor, hürmet yerini şiddete
bırakıyor. Karakter eğiticisi, ruh işçisi, geleceğimizin mimarı öğretmenlerimiz, ince bir sanatı
icra ederken kaba bir muameleye maruz kalıyor.
Yusuf Elitaş, 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminde hainlerin kurşunlarıyla şehit oldu. Şenay
Aybüke Yalçın, ömrünün baharında, meslek hayatının başında teröristlerin kurşunuyla
aramızdan ayrıldı. Necmeddin Yılmaz öğretmenimiz teröristler tarafından yolu kesilerek
katledildi. Ayhan Kökmen öğretmenimizi, kendini bilmez birinin saldırısı sonucu, görevinin
başındayken şiddete kurban verdik. Gülhan öğretmenimiz, okul çıkışında sokak ortasında
sırtından bıçaklandı. Yücel Düzci öğretmenimiz, okul bahçesinde saldırıya uğrayan
öğrencilerini korurken, gözü dönmüş saldırganların şiddetine maruz kaldı. Adına kütüphane
yaptırdığımız Necmeddin Kuyucu öğretmenimiz, öğrenci kılıklı birinin bıçaklı saldırısı
neticesinde hayatını kaybetti. Aslında kaybettiğimiz, sevgimiz, saygımız, merhametimiz,
şefkatimiz, vicdanımız, izanımızdır.
Eğitim-Bir-Sen olarak yaptığımız araştırmada, son iki yılın fotoğrafı bile şiddet olaylarının
nasıl giderek tırmandığını ve yaşananların ne kadar vahim olduğunu göstermektedir. Eylül
2017’den bugüne resmî eğitim kurumlarında 94 öğretmen ve eğitim çalışanı değişen tür ve
düzeyde şiddet içerikli eyleme maruz kalmıştır. Şiddet eylemlerinin yüzde 78’i adli
soruşturmaya konu edilmiştir. Bu eylemlerin yüzde 58’inin adli soruşturma ve kovuşturma
süreci devam etmektedir. Sadece üç vakada tutuklama kararı verilerek sanık/sanıklar tutuklu
yargılanmıştır. Sonuçlanan kamu davalarında sadece 5 vakada mahkûmiyet kararı verilmiş,
tamamında adli para cezasına hükmedilmiştir. Araştırma bulguları, eğitim çalışanlarına
yönelik şiddetin, bireysel eylemler olmaktan çıkıp yaygın bir sorun hâline geldiğini ortaya
koymaktadır. Eğitim çalışanlarına yönelen şiddetin genel ve yaygın bir görünüm arz etmesi,
psikolojik ve sosyolojik kökenleri olan toplumsal bir sorun hâline geldiğini göstermektedir.
Şiddeti önleyecek önemli bir aktör olması gereken eğitimciler bugün maalesef şiddetin
mağduru durumuna gelmiştir. Eğitimcinin itibarını daha da artıracak, konumunu
güçlendirecek, onu tehlikelere karşı koruyacak tedbirleri artık almak zorundayız. İşte tam da
burada meslek kanununa ne kadar büyük bir ihtiyaç olduğu açığa çıkmaktadır. Eğitimci,
şiddete karşı yasal güvenceyle korunan, kendisi bizzat şiddeti önleyen; eğitim ise şiddeti
ortadan kaldıran bir enstrüman olmalıdır.
Bunun için, yetkili kişi ve kurumlardan sivil toplum örgütlerine kadar toplumun tüm
katmanlarına sorumluluk düşmektedir. Başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere, bütün
eğitim camiası, siyasiler, mülki idareler, aydınlar, gazeteciler, aileler bu konuda büyük bir aile
olduğumuz şuuru ve duyarlılığı ile sorumlu davranmalıdır. Herkesi ilgilendiren, herkesin ilgili
olduğu bir meselede, toplumsal duyarlılık bilinci ve farkındalık oluşturmak için herkesin
yapacağı bir şey mutlaka vardır, olmalıdır.
Sendika olarak, şiddet sorununun kaynaklarını kurutacak çözümlerin mutlaka üretilmesi
gerekliliğini her fırsatta dile getirdik, getiriyoruz. 2018 Mart ayında şiddete karşı etkili
caydırıcılık sağlayacak yasal bir düzenleme yapılması talebiyle Türkiye genelinde eğitim

çalışanlarıyla birlikte imza kampanyası başlattık ve 520 bin imza topladık. Toplu sözleşme
masasına, Kamu Personeli Danışma Kurulu ve Kurum İdari Kurulu gündemine de taşıdığımız
talebimizin özü; eğitim ve öğretim hizmeti sunumu esnasında veya verilen eğitim ve öğretim
hizmetinden kaynaklanan nedenlerle eğitim çalışanlarına karşı cebir, şiddet veya tehdit
kullanan kişilere hapis cezası verilmesi; eğitim kurumlarında görev yapan personele karşı
görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işlenen kasten yaralama suçunun tutuklama
nedeni varsayılan suçlardan sayılması ve şiddet mağduru personele karşı işlenen suçlar
sebebiyle ceza hukuku kapsamında yürütülmekte olan işlemlerde ve davalarda personelin
talebi üzerine bakanlığın hukukî yardımda bulunması noktasında düzenleme yapılmasıdır.
Mevcut düzenlemelerin caydırıcı olmadığı, bilakis şiddeti beslediği artık görülmelidir. Sorun
üreten bir sistem çare olamaz. Yapılması gereken, medeniyet değerlerimizi merkeze alan bir
kültür seferberliğine ve eğitim programına geçmektir. Şu da bilinmelidir ki bir tek sebebi ve
kaynağı olmayan şiddet, ancak topyekûn bir duyarlılık ve bilinçle önlenebilir. Varlık ve
medeniyet iddiamızı sürdürmek istiyorsak, bu seferberliği başlatmaya ve başarmaya
mecburuz, yoksa pırıl pırıl olması gereken kalplerine attığımız karanlık kördüğümlerle hem
çocuklarımıza şiddet uygulamış hem de onları şiddete yönlendirmiş olacağız.
Eğitim merkezli düzenlemeler ciddi bir duyarlılık ve sorumlulukla yeniden tanzim
edilmelidir. Öğretmenlik mesleğine itibar kazandırılmalı, eğitim çalışanlarımız saldırılara
açık, korumasız, korunaksız, güvensiz bırakılmamalıdır. Öğretmenlik Meslek Kanunu, bu
husus da göz önünde bulundurularak hazırlanmalı ve bir an önce hayata geçirilmelidir.
Çocuklarımızı, umudumuzu, geleceğimizi emanet ettiğimiz öğretmenlerimiz her bakımdan
korunmalı, etkinleştirilmelidir. Bu kapsamda, değerler eğitimi, aileyi de içine alacak şekilde
ve sosyal çevrenin öğrenci üzerindeki muhtemel negatif etkilerinden arındıracak kapsamda
yeniden ele alınmalıdır. Çünkü eğer kalıcı önlemler alınmazsa yarın çok geç olabilir.
Bugün burada en önemli gündemimiz şiddet fakat tek sorunumuz şiddet değil. Devasa ve
dinamik bir yapı olan eğitim camiasının pek çok sorunu bulunmaktadır.
Yaptığımız açıklamalar ve çağrılar neticesinde Millî Eğitim Bakanlığı’nın ‘Şiddet Sıfır,
Öğretmenler Pekiyi’ sloganıyla atmış olduğu adımı başlangıç açısından yerinde; eğitim
çalışanlarına karşı, her türlü şiddete veya tehdide başvuran kişilere yönelik Türk Ceza
Kanunu’nda ve ilgili mevzuatta yeni yasal düzenleme yapılması için bakanlıklar arasında iş
birliği başlatmasını önemli ve gerekli buluyoruz. Buradan hükûmete, TBMM’ye, siyasi
partilere çağrıda bulunuyorum. Eğitimin, eğitim çalışanlarının sorunları çözüme
kavuşturulmadan geleceğe umutla bakmamız, başarıyı yakalamamız mümkün değildir. Onun
için diyoruz ki 2023 Eğitim Vizyonu lafta da rafta da kalmamalı, icraat için bir an önce adım
atılmalıdır.
Öğretmen istihdamında farklı modellerden vazgeçilmeli, atamalar kadrolu yapılmalıdır.
Sözleşmeli öğretmenlerimizin acil çözüm bekleyen parçalanmış aile görüntüsüne son
verilmeli, aileler kavuşturulmalıdır.
İstihdamda güçlük çekilen yerlerde teşvik sistemi hayata geçirilmelidir.
Mülakatla atama yönteminden vazgeçilmelidir.
Devlet, kaşıkla verdiğini vergi dilimi kepçesiyle geri almaktan vazgeçmelidir. Finans ve
sermaye kesimine bol keseden destek, kamu görevlilerine ise gelir vergisiyle köstek olan
yaklaşım terk edilmeli, memurun maaşını küçülten, yükünü büyüten düşük matrah oyununa
son verilmeli, vergi dilimi en fazla yüzde 15’te sabitlenmelidir.
24 Haziran seçimleri öncesinde vadedilen, Cumhurbaşkanlığı ikinci 100 Günlük Eylem
Planı’nda ve 2023 Eğitim Vizyonu Belgesi’nde yer verilen 3600 ek gösterge, tüm eğitim
çalışanlarını kapsayacak şekilde bir an önce hayata geçirilmelidir.
Eğitim kurumu yöneticilerinin hizmetlerine rağbet edilmesi gereken yerde onların töhmet
altında bırakılmasını kabul etmiyoruz. Okulların temizlik, güvenlik, kırtasiye, bakım-onarım,
hizmetli gibi en temel ihtiyaçlarını karşılayacak, eğitimcileri velilerle karşı karşıya gelmekten

kurtaracak, yöneticilerin okulun esas işlerine yoğunlaşmalarına imkân sağlayacak okul bütçesi
uygulamasına bir an önce geçilmelidir.
Kurum yöneticiliği ikincil görev kapsamından çıkarılmalı, münhasır kadro verme fikri hayata
geçirilmelidir.
Atama ve yer değiştirme takviminin ürettiği sorunlara çözüm bulunmalıdır. Bakanlık,
eğitimin esas meselelerine odaklanmalı; eğitim çalışanlarının taleplerini azami ölçüde
karşılayan, mağduriyetleri önleyen, adil ve sürdürülebilir bir atama ve yer değiştirme
politikası izlemelidir.
Ek ders esaslarındaki adaletsizlikler giderilerek ek ders ücretleri artırılmalıdır.
Başta hizmetli, memur, şefler olmak üzere, genel idare hizmetleri ve yardımcı hizmetler sınıfı
personelinin mali ve özlük haklarında iyileştirmeler yapılmalıdır.
Öğretmene haftada birden fazla nöbet görevi verme ve mesai dışı zorunlu mesleki çalışmalara
katılma gibi angaryalara son verilmelidir.
Darbe ürünü, antidemokratik kılık ve kıyafet yönetmeliğinin kaldırılması talebiyle 6 yıl önce
serbest kıyafet eylem kararı aldık. Eğitim çalışanlarının serbest kıyafet konusundaki
taleplerine duyarsız kalınmamalı, gereği yapılmalıdır.
Bu duygu ve düşüncelerle, görevinin başında canice öldürülen eğitim çalışanlarının acısının
yeni isimlerle katmerlenmemesi temennisiyle, şimdiye kadar hayatını kaybeden bütün eğitim
çalışanlarına Allah’tan rahmet diliyor, şiddet olaylarını sona erdirecek tedbirlerin bir an evvel
alınması, yasal düzenlemelerin ivedi bir şekilde yapılması talebimizi bir defa daha
haykırıyoruz: Mesleğimiz daha fazla örselenmesin, şiddete çözüm ötelenmesin.







Etiketler :

FACEBOOK YORUM
Yorum

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER EĞİTİM Haberleri

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI YUKARI